5.9.09

ortaya karışık

az önce bir arkadaşımın arkadaşının blogunu okudum ve tam bir danielle steel kitabından fırlamış gibi hissettim, hissediyorum. hatta "umut sokağındaki ev"den. çünkü okuduğum tek kitabı o. maeve binchy'nin "italyanca aşk başkadır" adlı dandik kitabının baş karakteri olan, ismini unuttuğum kadın gibi de hissediyor olabilirim. böyle, üzgün ama umutlu falan. üzgün kısmı neden bilmiyorum. ama rahatlamak için streets of love dinliyorum, üzgünsek dibine kadar di mi kanks? cümleye de ama ile başlanmaz. n'apalım, böyle.

yirmi altı eylülde dersanem başlayacak. en son ortaokulda dersaneye gitmiştim. ilköğretim saçmalığına da alışamadım bu arada, ilkokulda da ortaokulda da aynı okuldaydım ama ortaokul ya orası. neyse. sekizinci sınıftayken dersane fena değildi. sadece "fena değil"di. tamam, belki en içten arkadaşımı oradan buldum ve ayrı şehirlerde olmamıza rağmen buluştuğum beş on kişiden falan, ama tek arkadaşla olmuyor. aslında sınıfçak da fena değildik, ama dediğim gibi, belki de sadece sekizinci sınıftan pek hazzetmemişimdir?

yedinci sınıfın başı, tam bir felaketti. daha önce dersaneye gitmemiştim ve gittiğim dersanedeki tek arkadaşım baş düşmanlarım için bana satışı koymak üzereydi, bir ay sonra o dersaneden ayrıldım ve ismiyle sürekli dalga geçilen başka bir dersaneye geçtim. oradaki sınıfımızsa tam bir matraklık abidesiydi, harikaydı, muhteşemdi sanırım. sürekli takıldığım iki çocuk vardı, biriyle geçen sene onun bana aşık olduğunu sandığım için aramız bozuldu. aramızı bozdum ya da. neyse işte. daha çok sevdiğim diğeriyleyse hala konuşuyoruz, fakat hiçbir zaman 'yakın' olmadık. arkadaş bile olmadık hatta bence, tanıdık, konuşdaş? (oha ne salak bir kelime oldu) ama o ikisiyle çok eğleniyordum ve daha çok sevdiğim diğeri beni unutulmuş diyarlar'a başlatan kişidir. buradan teşekkürlerimi iletiyorum, bu blogun adresini asla ve asla benim ellerimden öğrenmeyeceğini bildiğim halde. neyse, sonra o dersaneyi değiştirip sekizinci sınıftaki dersaneme geçtim çünkü daha dindar insanlarla aynı yerde olmaya ihtiyacım vardı. hangi dersaneye geçtiğimi tahmin etmişsinizdir minikler.

şimdi bütün bunları düşününce yeni dersaneme başlamak konusunda muhteşem bir istek duyuyorum. MFKB+G konu anlatımlı kitaplarını verdiler. matematiğe baktım, aslında diğerlerine de baktım da azıcık. geometriyi pek önemsemem zaten, fiziğe bakacak kadar sevmiyorum, kimyayı seviyorum da havamda değilim. biyolojiye baktım, eskiden sistemler konusunu hiç sevmezdim. altıncı sınıfın ikinci döneminde ders çalışmayan bir zındığa dönüştüğüm için sistemler konusunu hiç dinlememiştim, öğretmenimiz de hiç muhteşem sayılmazdı zaten, tuhaf bir adamdı. ve sonra bir daha sekizinci sınıfta öyle hızlı hızlı geçtik ve ben o konuyu o zaman da anlamadım. şimdiyse dokulara, sistemlere bakınca kendimi mussssmutlu hissettim. sanırım biyolojiyi çok seviyorum. bu harika, kimyayı da seviyorum, en azından geçen seneki konuları, ne kadar anamı ağlatmış olsalar da çok sevdim ve anladığımı düşünüyorum. o zaman tıp okuyabilirim, ne hoş değil mi.

neyse, matematik diyordum. matematiğe baktım, karmaşık sayılar. benden istediği şey çok saçma "bak, aslında olmaması gereken saçma sapan bir kavram var ve onu bulmak için her şeyi parçalayıp açabildiğin kadar açacaksın. biz de bu sırada tüm onuncu sınıf bilgilerini kullandığından emin olmaya çalışacağız" diyor resmen. buna rağmen konuyu sevdim, yani işime yarayıp yaramayacağını bilmiyorum ve yaramayacak gibi gözüküyor ama matematiği de seviyorum sanırım. teşekkürler geçen seneki sınıf öğretmenimiz ve matematik öğretmenimiz tom hanks!

dersaneye geri dönmek gerekirse, sınıflarımız üç ile dokuz kişi arasında değişiyormuş. çok fazla insanla eğitim görmeyi pek sevmemişimdir zaten, ama tanışabildiğim kadar yeni kişiyle tanışmak istiyorum sanırım. yani, buraya geleli iki yıl oldu ve iki yıldır tanıdığım tek insanlar "okul arkadaşlarım". yan şubelerdekileri bile iyi tanıdığım söylenemez yahu, en alt seviye olarak "meraba meraba"laştığım kişileri alalım, 30, 30, 30 banko. 120 kişiyi asla ama asla geçmez. tabii bir de internet üzerinden tanıştığım arkadaşlarım var, canlarım mujuların mujusu burdan hepinize. fakat karşıda oturuyorlar işte. az kişiyi tanıyor olmaktan sıkıldım. dersane muhteşem olacakmış gibi bir his var içimde, yanılmıyor olduğuma inanmak istiyorum. ve şu an ona inanıyorum. çünkü inanmak inanmamaktan daha kolay ve artıları hep daha fazla.

welcome to the machine dinliyorum şu an. welcome to the machine deyince aklıma gelen görüntünün çok komik olduğunu fark ettim şimdi, ama gülmedim. hülya koçyiğit'in bir filmi vardı, tam olarak izlemedim hiç, almanya'da bir fabrikada çalışan bir türktü. bir gün karşısına bir makine çıkıyordu, almanca bi şeyler söylüyodu, hülya koçyiğit de onun karşısında durup nein falan diyordu galiba. sonra başı dönüyordu, makine aynı şeyi tekrarlıyordu. mahvettim sahneyi, robotun da hülya koçyiğit'in de ne söylediğini hatırlamıyorum ama çok komikti. filmse genel olarak acıklıydı galiba.

aslında üstteki yedi paragrafı yazmayacaktım başlarken, yazacağım şey tamamen kadınlar ve onların geçmişe bağımlılığıydı. erkeklerde bunu fazla gözlemleyemiyorum ve kesinlikle en doğrusunu yapıyorlar. birçoğumuz değişimi bir türlü kabullenemiyoruz. insanları değiştikleri için suçluyoruz, kendimizi suçluyoruz, aptal olduğumuz için. ama asla ka-bul-len-mi-yo-ruz. aptal olduğumuz için kendimizi suçluyoruz ama as-la geçmişin bugünle alakalı olmadığını söyleyemiyoruz kendimize. bir zamanlar tanıdığımız insanlar, tanıdığımız insanlar olarak kalmıyor, bir yıl önceki ben olmadığım için karşımdaki bana kızabilir mi? 'bir zamanlar'a takılmamalı, kelime öbeğine bakar mısınız, belirli bir aralık bile yok. anıların anı olduğunu ve hep aklınızın en güzel yerinde kalacağını bildiğimizde, değişimin sarsıntısından daha kolay kurtulabiliyoruz. arkamıza bakıp el sallayan hayaller yerine önümüzdeki high hopes ütopyasına bakmak daha iyi değil mi? bazen sorgulamamak, düşünmemek daha sağlıklı ve daha mantıklıdır. bunu kabullendiğinde yaşamak daha rahat oluyor. hem pink floydca, hem queence, the show must go on. ve bu şovu zorla değil isteyerek devam ettirmek hep bizim elimizde. bir şeyleri unut, bir şeyleri yut. önümüzdeki yol tamamen umut.

0 daha fazla bilgi için tıklayın...:

Yorum Gönder