28.10.09

ve eski platoniğim, hâlâ sınıf arkadaşım olan çocukla 1,5 yıllık küslüğün ardından barıştıktan sonra mesajlaşıyoruz. ona eskisi gibi olmaktan korktuğumu söyledim. o da eskisi gibi iyi mi kötü mü diye sordu. eskisi kadar iyi dedim. nedenini sordu.

çünkü tekrar dokuzuncu sınıfta gözlerinde eriyen salak kız olmaktan korkuyorum.

demedim tabii ki. fazla samimi olmak istemediğimi söyledim.

ama korkuyorum.

27.10.09

kedimin kulağına yakın çok az tüylü yer o kadar saf ve temiz kokuyor ki her öpüşümde tarifsiz bi mutluluk yaşıyorum.

evet, sadece kedim. yanlış anlamayın. ben normal bir insanım.

25.10.09

summer 68'te "Charlotte Kringles due" dediği yeri "shall not pringles, dude" anlamıştım. hala öyle söylerim.
bugün beyaz adam'da kitap bakarken bir kızın benden yardım istemesi üzerine yarım saat ona kitap seçtik. çok tatlıydı, ist. aydın üni. moda tasarım hazırlıktaymış. güzel şeyler bunlar, gün içinde oluyorlar falan.

ayrıca ghost whisperer'daki melinda'nın eşi jim öldüğünden beri çok üzgünüm. öleceğini biliyordum zaten ama o kadar harikaydılar ki, o kadar muhteşemdiler ki 2 bölümdür sürekli ağlıyorum ve tüm dünyanın bunu bilmesini istiyorum. bunu bilin, okurlarım.

23.10.09

şeytan yemini kenara atılır. fazla uzun, fazla satanik. polisiye olayım değil arkadaşım ya. da vinci şifresi dışında dan brown da okumadım, tamam mı abisi? (ama film çıkmadan iki yıl kadar önce okumuştum, evet)

kedim kitaplığın üstünden bana bakıyor, billie jean dinliyoruz. evde yalnızız. korktuğumda onunla birlikte gidiyorum diğer odalara. evde sürekli somut birinin olması iyi.

bugün hiç test çözmedim. dersane ödevlerimi de yapmadım. can-la-rı cehenneme.
kitap okumayı özlemişim ya. şu an üç kitabı bitirmeye çalışıyorum mesela. şeytan yemini(jean-cristophe grangé), sofie'nin dünyası(jostein gaarder) ve dorian gray'in portresi(oscar wilde). bakalım. oh. kitaplar. babanıza gelin.

20.10.09

denemeden de 100 civarı netim çıktı, 130'dan. en yüksek 113 var galiba. ve ben ilk 10'a giremiycem lan sanırım oha. üff.
lan bi de bugün ilk defa kendi ismimi karıştırdım, hem de onun karşısında. yani herkes ablamla ismimiz arasında bir harf farkı olduğu için ismimizi karıştırır ve ben de bugün aynı yanlışı yaptım. işin komiği heyecanlı da değildim. tuhaf oldu haa.
okulda onun sınıfının kapısında onun çıkmasını beklerken aynı sınıfın önündeki o-2 ve(kız) o-3(erkek)'ün bayık konuşmasına kulak misafiri olunur. genel hatlarıyla o-3'ün geç doğmuş olmasıyla alakalı bir şeylerdir ve konuşma on on beş dakika boyunca olduğu yerde döner.

o-2: olsun ya ne fark eder küçük olman?
fiyonk: *içses* ne kadar küçük olursan ol sana yazmamı engellemeyecek diyorsun değil mi o-2? hatta önemli olan boyu değil işlevi.

bu kadar fesat bir insan olmak istemezdim.

19.10.09

size onu anlatayım, sonra hep birlikte fifilemeyelim.

o bir psikopat çünkü geçen sene katıldığı münazarada iki ders saati boyunca sandalyenin sırt yaslama yerine kafasını getirecek kadar kaykılıp kafasını yaslangaçtan arkaya attı ve karşıdaki insanların görüşleri ona komik geldiğinde alaycı bi şekilde gülümsemekle yetindi.

çok güzel güldüğünü tekrarlamak istiyorum. bir de çok rahat bir insan, sevdim, kafa aslında sanırım.

bu kadar.

yarın deneme sınavımız var, bir öncekinin üstünden daha 2 hafta geçti geçmedi. ve yine ONUNCU SINIF konuları. derdiniz ne sizin? açıklamaları "11. sınıf denemesi için yeterince konu işlememiş" olmamız. O ZAMAN DENEME YAPMAYIN!? hiç çalışamam. HAYIR Bİ GÜN SONRAKİ DENEMENİN HABERİ BİR GÜN ÖNCEDEN Mİ VERİLİR? saçmalık, ya.

kapanış

fiyonk:
falan iyi huylu bir virüs gibi tüm vücuduma yayıldı
sonra kanks gelip falanın aklını çeldi
iki kötü huylu virüs bir olup
beynimdeki türkçenin düzgün kullanımı nöronlarını pavyon şarkıcısı yaptı
alice:

nasıl bi anlamsız kaldın abi sen ahahahahahahaha

16.10.09

metaforlar denizinde kaybolmuş bir gemi gibiyim, pusulam çift anlamların dayanılmaz hafifliğini gösteriyor.

son sınıflardaki psikopat ve tipsiz gence takıldım kaldım. gamzeleri varmış lan, biliyo musun? ben de gülüşü niye bu kadar tatlı diyordum. ismimi bilmemesine rağmen 1 hafta içinde 4 kez onu rahatsız etmiş olmam da komik. hohoho.
çok yoruldum lan.

alisin isteği üzerine.

13.10.09

harry potter okuyanlarınız bilir, hani bir hayalet içinizden geçtiğinde buz gibi bir suyla duş almış gibi hissettiğinizi söyler jk rowling.

işte eskiden arkadaşım olan insanların anılarının hayaletleri girdikleri deliklerden çıktıklarında, ben "taştan kemerin arkasına geçmiş gibi" oluyorum. hayalet geçirmez duvarların içine atılmış gibi de olabilir, buz tutmuş bir gölün ince tabakasını kırıp suya düşmüş gibi.

12.10.09

bugün sınıf arkadaşıma "istiklal marşına saygı duy köpek!" diye bağırdım. marştan sonra müdür yardımcısı beni odasına çağırdı ve kızgın kızgın bi hanımefendiye yakışıyo mu bunlar gidip sınıftan özür dileyeceksin falan dedi çok feci rencide etti beni. ağlayacaktım. doğduğum güne süper bir başlangıç oldu. sonra gün saçma sapandı, herkes benden nefret etti sanki bi an, bi an sonra lsd almıştım, sonra benden hoşlandığı konusunda şüphelendiğim çocuk bana aldığı hediyeyi verdi(ve onu yarın bir şekilde geri vereceğim, nık nık).

ve doğum günümü okuldan 6 kişi hatırladı. okuldan olmayan 6 kişi. aileden de 5. sonradan öğrenip kutlayanlar da bi 5-10 eder.

puf, ne kadar da saçma salak bir gündü! doğum günümde hediye değil sadece kutlama istiyorum lan o da mı yok. sağolun. mırç
hayvan ölümleri beni insan ölümlerinden çok daha fazla üzüyor.

çünkü onlar... hepimizden, ama hepimizden çok daha masumlar. onların canı acırken, miyavlarken ya da ulurken ya da herhangi bir şekilde acısını haykırırken kimse onların yanlarında bulunup patilerini/toynaklarını tutup onları sakinleştirmiyor.

lang8
'ten bir alıntı;

"Sağ elimde şemsiyemi kullanarak bisiklet sürüp sol elimde yavru kediyi tuttum. (Kendimi tehlikeye attım) 'Kediciğim evime az kaldı!' moral vererek gittim. Ama eve varırken kedinin gözü her hangi yeri görmüyordu."

ve kelimelerim tükendi.

11.10.09

abim: gözlerimi waxlamaya geliyo hem de sir waxla... Sir Wax!

lan. aahhahahahahha.
abi: şarkıda "bana sordun ve cevaplamadım" diyor, "kötü günlerinde de yanında olmak istiyor musun? HAYIR." süper ya.
abla: *boş bakışlarla bana döner* ne yani şarkının olayı?
ben: evlenmeyi kabul etmiyorum falan.
abla: o zaman ben de ona şunu hediye ediyorum "canıma tak dedi aşk acısı, denedim dinmedi fırtınası, bir kere olsun tam sırası, EVLENECEKSEN GEL."

ve abimin telefonunda bangır bangır rammstein - du hast çalarken ablam bağırarak seda sayan söylemeye devam eder...

7.10.09

bugün marka tanrıçası lacostella geldi ve ruhumu A&F rızası için satın almak istedi.

bir çift eşofmana sattım. zaten ruh dediğin nedir ki kankam?
noone gives a shit, as long as we smile...

smile...

smile.

6.10.09

lan hatta ondan önce de sekizinci sınıftaydım, bill'in saçına laf ettiği için arkadaşıma küsmüştüm.

ondan önce yedinci sınıftaydım ve ondan önce ve ve VE.

biri düşünmemi engellesin lütfen?
ha bir de (bunu yazınca aklıma bankamatik reklamı geldi 'ha çoğu şubemizin kapısı yok, o ayrı') çok çabuk büyüyoruz. daha dün dokuzuncu sınıftaydım, şimdi onlara hohoho çömezler edebiyatı yapıyorum. iki yıl sonra da istediğim ya da istemediğim bir üniversitenin bir bölümünde bir şeyler. ve sonra mezuniyet. sonra hayat falan, bilmiyorum ya. böyle akıp gidiyor. bir gün saçımda bir beyaz göreceğim. sonra beyazlar çoğalacak. ve benden giden melaninler sonraki nesillere akacak ve başka hayatların izleyicisi olacağım belki de.

and she's buying a stairway to heaven.

şarkılar hep kandırdı.

ger çek ler

daha uzun bir şeyler yazmalıyım sanırım. mesela;

ders çalışmadığım her an "bu gidişle asla kazanamayacaksın, sayısal sınavlardan bir gün önce yine yarı ağlak modda ders çalışacaksın" diyen bir sesle boğuşuyorum. ve o sınavlar, gerçekten, düşüncesi bile midemi yakıyor. ders çalışmıyorum abi. bilgisayar başındayım. olmadığım zaman da uyuyorum ya da televizyon izliyorum ya da mesajlaşıyorum. yeter artık. bunu birkaç gün önce de söyledim. istediğim şey olamıyorum.

koskoca lise hayatımın son iki yılına girdim ve hala ortamın o'su yok. hepimiz asosyaliz arkadaşlığımız okuldan ibaret. iki yılda okuldan arkadaşlarımla dışarı çıktığım zamanlar 15'i bulmadı. birini çok kıskanıyorum. o biri için anlayana uygun bir şifre düşündüm ve henüz bulamadım. hmm... aman ya ne kasıyorum, ımerikagörl işte. sanki okuyacak da.

çok az kitap okuyorum. normalde günde iki üç kitap bitirme kapasitesine sahipken son bir ayda okuduğum kitap sayısı 5i geçmez herhalde.

evde ders çalışamadığım için başka bir yerde ders çalışmam gerekiyor fakat neresi olsa bilmiyorum. okul çıkışları dilek'e gidip sufle söyleyip orada mı çalışsam? saatlerce orada oturmam ayıp filans kaçar mı?

pazar günü çok yağmur yağdığı ve selden sonra yolların bi kısmı yeniden yapıldığı için güvenemeyip dersaneye gitmedim, sonra ablamla taksime gidip alışveriş yaptık. dersaneyi kaçırdım. yarın okul sonrası 3 saat ders var ve dersaneye gitmediğim için de acayip pişmanım.

üniversitede de bir bok değişmeyecek. sanırım yıllardır içten içe amerikan gençlik filmlerine özeniyorum fakat bunu kendime bile itiraf edemiyorum. geyik yaparken bok attığım şeylerin köpeğiyim aslında.

şimdilik bu kadar.
ALL SLAP THE YAVŞAK!
mescid-i aksa işgal altında.

5.10.09

abi.

eski sınıf arkadaşım, kız arkadaşından ayrıldığı için intihara teşebbüs etmiş.

T'nin ahı tuttu.

andaval ve avanak

avea bi' dünya, o açtığın kapıları al bi tarafına sok. üzerine de vajinismus kilidi çek. yeter lan, sabah akşam bi şeyler.

4.10.09

afette.

dilek restaurant & cafe'nin telefonla siparişinde beklemeye aldıklarında michael jackson'dan thriller çaldığını biliyor muydunuz?

you go, dilek.

bi de dün bakırköyden dönerken "evkur'un selden ıslanmış eşyaları ucuz fiyata burada satılmaktadır" ibaresi gördüm. tuhaf şey...

2.10.09

*boş*

aşağıya doğru ne kadar enterlarsam enterlayayım bu alanın sonu gelmeyecek.

sonsuzluk korkutur. belirsizlik de öyle.

bu yüzden düşünmemeliyiz belki de? ya da, neyse işte.